Friday, October 16, 2009

İstemek ya da İsteMEmek



Hem sesizlik istiyorum,
kendi kabuğuma çekileyim sadece kendimle kalayım

Hem bir çok insanla iletişimde olayım isiyorum
herkes benle konuşsun, ilgilensin

Ne yaman bir çelişki değil mi?

Aslında basit bir açıklaması var: Tamamen duygusallıkla alakalı. Hem sevgi-ilgi eksikliği duyuyor hem de en ufak bir ilgisizlik beni alınganlığa itip uzaklaşmama sebep oluyor. Kısır döngü dedikleri şeye uyar mı bu? İşin ucunda sanki biraz da tatminsizlik var.

Offf bir duygu buhranları içindeyim ki çözülsün istiyorum.

Friday, September 11, 2009

Bir kavga bir küs


Günlük bak sana ne anlatacağım:

Geçtiğimiz pazardı. Ailecek markete diye çıktık dışarı. Ramazan olduğu ve havalar sıcak olduğu için artık haftasonları parklara değil marketlere avmlere takılıyoruz her memleketlim gibi.

Neyse büyüüüüük bir alışveriş merkezine gittik, ailecek dolnamaya başladık. Ama tabi oğlum yine huysuzlanmaya mızırdamaya bırakın beni özgürce dolanayıp demelere başladı. Bu arada oğlum 1.5 yaşında henüz ve bizimle tek irtibatı ağlamak,bağırmak, henüz konuşmayı tercih etmiyor.

Dolandıktan ve sonuna doğru bu huzursuzluktan bunaldıktan sonra kasaların yolunu tuttuk, artık bakacağım diğer şeyleri evin yakınındaki marketten hallederiz diye düşündük. Kasalara geldik önümüzde 2-3 kişi vardı ki benim aklıma bitter çikolata almak istediğim düştü. Hemen gidip geleyim dedim koca kişisi tabii hemen itiraz etti (en ufak bişeye bile önce itiraz etmese olmaz). Sonra hemen gelirim dedim çabuk ol hadi dedi ben fırladım.

Fırladım fırlamaya ama çikolata reyonunda takıldım kaldım. Yok yok çikolatalardan kendimi kaybettiğimden değil bi türlü istediğim çikoyu bulamadığımdan. Ha şurda mıydı ha bu muydu derken zaman geçmiş tabi (ah Einstain, izafiyet teorinde ne kadar da haklısın!). Hemen koştur koştur (elim boş) kasaya bi gittim ki kocanın tepesinden alevler fışkırıyor. Boğazıma yapışma isteği ile dolup taşıyor. Yakamı tuttu: "Şimdi boğarım seni, oğlan kayıp çabuk git bul " dedi. Meğer sıra ona gelmiş, o da sıra gelene kadar gözünü ayırmadığı oğlandan eşyaları bandın üzerine çıkarana kadarki sürede oğlan gözden kaybolmuş. Ha bir de bana "Ben sana gitme demedim mi" demiş. Ben de ona "Ben bakamam oğlana" demedin dedimişim. Dese bırakmazdım oğlumu. Emanete sahip çıkamayacaksa niye bırakayım?

Kendisi kasada hesabı ödeyip aramaya başlamış, ben de market içinde koşturmaya başladım (çantam da onda, telefonum bende değil yani). Koştur koştur koştur yok. Arabanın oraya gittim acaba kendisi buldu mu diye. Bulduysa haberleşemiyoruz haberim yok. Baktım olmayacak görevlilerin oraya gittim anons ettirmeye. Gitttim ki kızlar emzikli çocuk mu dediler evet dedim bulundu o dediler. Meğer bizim yaramaz aylak aylak oralarda geziyormuş. Babası da benden önce o tarafa gidince bulunmuş hemen.

Ondan sonra kapının çıkışında kolayca buldum onları, oğlana baktım hiç ağlamamış, gülüyor suratıma. Kocaya hiç dönüp bakmadım ama bişey dedim mi hatırlamıyorum. Bu bana verip veriştirmeye başladı. Öyle kızmış ki milletin ortasında benim kemiklerimi kırmaktan bahsediyor. Ben ona "emanet ettiğimde bakamayacaksan bırakmam birdaha" gibi bi laf ettim ona sinirlendi ağa hazretleri sanırım. Öyle gözü dönmüş öyle çıldırmıştı ki sanki bütün suç benim ve oğlanı da bulamadık aldı kaçırdılar sanki.

Bana normalde öyle bağırmasına dayanamam bir de yarı yarıya suçlu olduğumuz bir konuda ve herkesin içinde bana kızması, dövmekten bahsetmesine dayanamadım ve oğlanı kucağıma aldığım gibi otoparkı es geçip kendimi caddeye attım. Hava sıcak, oruç ağız, oğlan 14 kilo kucağımda ben yürüyorum yollarda. Önce içimden küfrettim, sonra dışımdan bir iki söylendim sonra ağladım derken bir taksi bulana kadar 1 km veya daha fazla yürüdüm.

Bu sırada telefonumu öyle çok aradı ki artık dayanamayıp kapttım. Eşşekliğine yansın işte! Sonra taksiye atlayıp annemlerin evine gittim. Annemler evde yok misafirlikteler. Bende anahtar var neyse ki. Annemlerin evine gidince açtım telefonu. Sakinleşmişti ağa. Nerdesiniz gelip alayım sizi dedi. Zorlayınca söyledim annemgilde olduğumu ama gelme dedim. Sonra oğlan uyudu, uaynınca gelirim dedi. Gelme dedim, gelmezsem daha kötü istersen konuşma ama evine gel dedi. Tamam ama bu konuda bişey konuşmayalım dedim. Çünkü biliyorum konuşmaya başlayınca anlatacak anlatacak anlatacak...

iftardan sonra geldi aldı, gittik eve. Sadece bir iki cümle söyledi bu konuyla ilgili. Özür flan yok. O şekilde bağırması yanlışmış (lütfetti kabul ederrek) ama benim de gitmem yanlışmış. Hiç bişey söylemedim.

Sonra mecburi haller dışında bişey konuşmamaya başladık. Sanki işyerinde sadece iş için konuşanlar gibi. Dokunmuyoruz bile birbirimize 5 gündür.

Dün akşamdan beri de ayrı bir surat sallıyor bana ve konuşmayı minimuma indirdi. Akşam sigara zıkkımlanacaktı mutfakta tam o sırada biz girmişiz. Çamaşşır atmaya başladım "siz çıkında sonra gelin" dedi, oğlanı alıp zorla çıkarırken "gel oğlum baban zıkkımını içsin" dedim. Ondan sonra oğlanın emziğini aramak ve sütünü dolaba koymak için mutfağa girdim. Arkamdan tam oğlan giriyordu ki "ya alıp dışarı çıkarsana" dedi. Sinirlendim ben de elimdeki şeyi masaya vurup sinirli bir" tamam" dedim, "emzik arıyorum".

Gece başladı işte surat sallamaya bu sabahta oğlanı doktora götürdük ben önden gidip pediatride oturmaya başladım kendi arabayı park edip geldi. Şu tarafa gideceğiz gel demiyor, kucağımdan oğlanı alıp yürüyor ben arkasından gidiyorum. Asansör beklerken sıkılıyor oğlanı kucağına alıp merdivene gidiyor ben arkasından gidiyorum. Aslında arkasından gitmem de oğlum bırakmıyor beni onun için mecburen gidiyorum.

Anneme bırakınca oğlanı beni işe getirdi 1 kelime bile konuşmadık. İt de konuşmuyor kendisi de. Ben hala bana o bağırıklarını sindirmeye çalışırken zeytinyağı havasına girmesine tahammül edemiyorum.

Wednesday, September 9, 2009

Patlama hazır volkan gibiyim



Patlama hazır volkan gibiyim!
Kalbimin her bir köşesinde bir yara,
Hangisine dokunsam kanıyor...
Anlatamıyorum kimseye, söyleyemiyorum, dertleşip fikir alamıyorum
Kimse yok etrafımda bunları atlatmak istediğim.
Değil paylaşmak, uzaklaşmak istiyorum etrafımdaki insanlardan...

Monday, August 17, 2009

cııırrt



G.tümü her yere koyuşumda ace deymemiş beyaz çarşaflar gibi cırtlayan oğlum ve kocama bir şey yapabilir misin Ayşe teyze?

Wednesday, July 29, 2009

Çiçek...



Kadınlar çiçek almayı sever. Evli olduğum halde son 1.5 senedir çiçek alamamış olmamın benden kaynaklandığını düşünüyor eşim.

İş arkadaşım muhtemelen evlendiği yeni eşine gönderdiği çiçeklerin parasını ödemesi için eli boş gelmeyen çiçekçinin verdiği bol yapraklı, az çiçekli (çiçeklerde uydur kaydır) çiçek paketini benim masama bıraktı.

Önce bu jestine sevinsem de ilk paragraftaki haller gelince aklıma kötü oldum...

Thursday, July 16, 2009

zortilllll



Mümkünse kimse tatile gidiyorum demesin bana, tatil fotolarını da göndermesin. Pırıl pırıl deniz fotoğrafları çıkmasın sayfalarda karşıma.

Kıskanıyorum, içim eriyor. 3 yıldır değil tatil, yaşadığım şehirden adım atmadım dışarı. Deniz zaten yok. Ben deniz istiyorum biraz değişik yerler ve tatil istiyorum.

3 yıl oldu 4. yıla dönecek, 4. yılda gidebilecek miyim bilmiyorum? :(

Tuesday, June 30, 2009

Bir Resim Üzerine



Aslında yazmak istediğim başka bir konu vardı, cuma günü hissetiğim-yaşadığım bir olayı anlatmak istiyordum. Ama bu resim beni vazgeçirdi. Öyle hoşuma gitti ki buraya eklemek istedim. Yazacağım olayla da bağlantısız olunca o yazı kaldı tabi.

Ne anlattı bu resim bana?

Öncelikle ilk dikkatimi çeken nesne saat. Saat bildiğimiz klasik 10:10 zaman dilimini göstermiyor. Eski bir radyo ve valiz niyetine kullanıldığı belli olan büyük bir çanta. Yolculuk var gibi. Ama yolcu buna hazır gibi durmuyor pek. Sanki giderken aklı burada kalacakmış gibi, sanki gitmeden yapmak istediği, görmek istediği varmış gibi. Ya da gittikten sonra kaybedeceği/bırakacağı şeyin özlemini şimdiden görüyormuş gibi.

Bırakıp gitmek, gidilen yer itibariyle de, gidilmiş olan yer itibariyle de önemli. Bırakılan yere burukluk, gidilen yere neşe getirir bazen, bazen de tam tersi. İki olayı da yaşayan yolcudur ama. Gittiği yerden dolayı buruk, geldiği yerde mutlu, ya da tam tersi...